ATA-GENÇ


 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kızıldere Katliamı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Kızıldere Katliamı   Perş. Eyl. 25 2008, 17:00

Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru,
Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz,
Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna güvenlik güçlerince öldürüldü;
Ertuğrul Kürkçü yakalandı. "Kızıldere Katliamı"nın sorumluları hala
serbest.

Kızıldere Katliamı, Türkiye devrimci sosyalist
hareketinin tarihinde bir dönüm noktası. 12 Mart muhtırası sonrasında
devlet şiddeti artarken, Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C)
ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanı 11 kişi Deniz Gezmiş,
Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamını engellemeye çalışırken Tokat'ın
Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kıstırıldılar. Aşağıda o
günlerin hikayesi...

İstanbul'da Ulaş Bardakçı'nın öldürülmesi
ve Ziya Yılmaz'ın ağır yaralı olarak yakalanması, Orhan Savaşçı ve
arkadaşlarının tutuklanması, ardından Koray Doğan'ın öldürülmesi ve
Oğuzhan Müftüoğlu'nun da tutuklanması üzerine, tasarlanan birkaç
umutsuzca çıkışın ve Ankara'da ya da başka bir büyük kentte barınma
olanağının olmadığının görülmesi üzerine asıl örgütlenmeden geriye
kalan iki kişi Mahir Çayan ve Ertuğrul Kürkçü, THKO üyeleri Cihan
Alptekin ve Ömer Ayna ile birlikte, THKP-C'nin Doğu Karadeniz'deki
kitle çalışmalarından edindiği ilişkiler alanına geçmek üzere yollarda
yapılan sıkı aramalardan kurtulabilmek için makarna yüklü bir kamyonun
yükleri arasına gizlenerek Fatsa'nın Yapraklı köyünde Ahmet Atasoy'un
bir akrabasının evine yerleştirildiler.

Cezaevinden kaçıştan
başlayarak yapılması mümkün ve gerekli ilk girişimin Deniz Gezmiş,
Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarının önlenmesi olduğu
düşüncesinin aralarında sürekli olarak güçlendiği topluluğun eline
Fatsa'ya yerleştikten sonra Ankara ve İstanbul'da sahip olmadıkları
kadar elverişli bir imkan geçti: Varlığı daha önceden bilinen ve
belirlenmiş olan NATO dinleme üssünde görevli İngiliz personeli. Kısa
bir durum muhasebesinin ardından CHP'nin üç THKO'lunun idam cezalarının
yerine getirilmesine ilişkin TBMM kararına Anayasa Mahkemesi'nde
yaptığı itirazın sonucunun beklenmesi ve idamları önleyecek başka
hiçbir yasal yol kalmadığında İngiliz görevlilerin rehin alınarak
idamların yerine getirilmesinin engellenmesine karar verildi. Ancak, bu
kararın yerine getirilebilmesi için gerekli bilgi, araç, barınma
olanakları ve ilişkiler, kısacası yerel örgütlenme, ancak seyrek bir
sempatizanlar çevresinin gevşek örgütlenmeleri içinde vardı.

Beri
yandan bürokrasi içindeki mücadele, 12 Mart sonrasında devletin
korunabilmiş kimi yasallıklarının askeri diktatörlüğü kalıcılaştırma
yanlısı güçler tarafından sürekli olarak aşındırılması biçiminde
sürüyordu. Bir yandan Anayasa Mahkemesi'nde davaya bakılırken öte
yandan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı infazlar için darağaçlarının
hazırlanmakta olduğuna ilişkin bildiriler yayınlayarak Anayasa
Mahkemesi'ni baskı altında tutmaya çalışıyordu. Devletin kurumları
arasında idama mahkum üç devrimcinin hayatları üzerinde süren bu
mücadelenin doğurduğu gerilimli ve belirsiz atmosfer içinde, henüz
hazırlıkların tamamlanmadığı bir sırada grubun büyük kentle olan son
bağlantısı da koptu. Artık yerlerinin devlet güçlerinin bilgisi içine
girip girmediğinden hiç bir zaman emin olmayarak, arkadaşlarının
idamlarını engelleyemeden yakalanmak ya da her türlü riski göze alarak
harekete geçmek kararıyla, 25 Mart 1972 gecesi saat 19.30'da Mahir
Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan ve Ertan Saruhan
ellerinde kendilerine ait herhangi bir araçları olmaksızın yöredeki bir
tanıdıklarının aracıyla Ünye'de İngiliz teknisyenlerin kaldığı
apartmana keşif yapmaya gittiler. Evin önünde İngiliz görevlilere ait
aracın durmakta olduğunu görünce, o gece İngilizleri kaçırmayı
düşündülerse de çevrenin kalabalıklığından ötürü bundan vazgeçtiler.
Geceyi Ünye'deki bir tanıdıklarının evinde geçirdiler.

26 Mart
1972 sabaha karşı devlet güçleri, kalabalık komando birliği, özel
görevliler ve polis birlikleri ile Ankara'da elde ettikleri bilgileri
değerlendirerek Ünye'deki bağlantı noktalarını ele geçirmek ve ardından
aranmakta olan THKP-C ve THKO üyelerini yakalamak üzere Fatsa'yı abluka
altına aldılar. Daha sonra 1979'da Fatsa Belediye Başkanı olan terzi
Fikri Sönmez ve çırağını gözaltına alan devlet güçlerinin kendi
yerlerini öğrenmek üzere onları işkence altında sorgulamakta olduğunu
öğrenen grup iki seçenekle karşı karşıya kaldı; ya İngiliz görevlileri
de yanlarına alarak Ünye'den ayrılacak ve arkadaşları Sinan Kazım
Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Saffet Alp ve Ömer Ayna'nın bulunduğu
Kızıldere köyüne ulaşacaklardı ya da etkili herhangi bir eylemde
bulunma olasılığı bulunmayan bu köye kendi başlarına gitmenin yolunu
bulacaklardı. Aralarında yaptıkları tartışmada birinci seçeneğin
uygulanması kararlaştırıldı. İngiliz görevlilerin araçları kaldıkları
konutun önündeyse onları kaçıracak ve birlikte gideceklerdi. Değilse,
yakalanmadan önceki son şansı kullanarak zorunlu olarak Ünye'den
ayrılacaklardı. Yapılan keşifte İngilizlerin arabasının yerinde durduğu
belirlendi ve eylem gerçekleştirildi. Üç İngiliz görevli alındı. Geride
kalanlar bağlanarak hareket edemez hale getirildi ve Mahir Cayan, Cihan
Alptekin, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy ve
Nihat Yılmaz, Kızıldere köyüne doğru İngilizlerin aracıyla yola
çıktılar. Kızıldere köyüne tırmanan toprak yolun başında Ertan Saruhan
ve Nihat Yılmaz'dan ayrılan grup, rehinelerle birlikte arkadaşlarıyla
birleşmeye giderlerken Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz da aracı uygun
bulacakları uzak bir yerde terkederek Ankara ya da İstanbul'a gitmekle
görevlendirildiler.

_________________
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcıkuşlar tepende
Benden geçti mi diyorsun
Aç iki kolunu iki yana
Korkuluk ol - Rıfat Ilgaz


En son devran tarafından Perş. Eyl. 25 2008, 17:07 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: Kızıldere Katliamı   Perş. Eyl. 25 2008, 17:01

Kızıldere'de

Soğuk ve rüzgarlı
bir havada yokuş yukarı tırmanarak ancak gün ağarırken köy civarındaki
ağıllara ulaşabilen grup, görünmemek için ağıllarda saklandı. 27 Mart
1972 gecesi yanlarında rehineleriyle birlikte, arkadaşlarının da
kalmakta olduğu Kızıldere köyü muhtarının evine ulaştılar. 27 Mart 1972
sabahı İngiliz görevlilerin evine gelen hizmetlinin durumu polise
bildirmesi üzerine, bütün bölgede topçu keşif uçakları ve
helikopterlerle keşif uçuşlarına başlayan askeri birlikler aramalarını
sürdürürken Kızıldere köyüne ilk giden grubun bağlantılarını kuranların
ele geçmesi ve Niksar'daki bağlantı unsurunu açıklaması üzerine bu kişi
29 Mart 1972 günü yakalandı ve çok geçmeden güvenlik güçlerine muhtarın
evini değilse de köy civarını tarif etti. Bu arada topçu keşif uçakları
kar üzerinde Kızıldere köyüne çıkan yolun başında İngilizlerin aracının
tekerlek izlerini tesbit ettiler. Nihayet aynı gün Niksar ilçesi
girişinde Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz'ın bıraktıkları araba bulunduğu
gibi, İstanbul ya da Ankara'ya gitmek yerine geriye Kızıldere'ye
dönmeyi daha güvenlikli bulan Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz dönüş yolu
üzerinde çevre köylerden ekmek alırlarken kuşku uyandırdılar. Bütün
belirtilerin Kızıldere köyü dolayını işaret etmesi üzerine 30 Mart 1972
sabah 05.00'de bilgi edinmek için köy muhtarının evine gelen
jandarmalara muhtar önceden hazırladığı ihbar mektubunu vererek
arananların evinde kaldığını bildirdi.

Evin ve köyün sarılması
üzerine evde sıkışıp kalan THKP-C üyeleri Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü,
Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp,
Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy ile THKO üyeleri Cihan
Alptekin ve Ömer Ayna teslim olmamayı, taleplerine olumlu karşılık
verilmez ve üzerlerine ateş açılırsa İngiliz rehineleri, bıraktıkları
ültimatomda belirtildiği biçimde öldürerek sonuna kadar çarpışmayı
kararlaştırdılar. Evin giriş ve çıkışlarını hububat ve un çuvalları,
dolap, yastık ve yataklarla tahkim ederek, evin çatısında delikler
açarak çevreyi gözetlemeye başladılar. "Teslim ol" çağrılarını
reddettiler. Öğleden sonra saat 14.00 sularında İngilizlerin
kendilerine çatıdan gösterilmesi ve kendileriyle konuşturulmasını
isteyen çevreyi kuşatmış binlerce asker ve polisten oluşan birliklere
İngilizleri gösterip konuşturdular. Kısa bir süre sonra içlerinden
birinin çatıya çıkması ve görüşme yapılması isteğine uyarak çatıya
çıkan Ertuğrul Kürkçü, Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Saffet Alp
görüşmek üzere beklerlerken, ansızın üzerlerine önce tek tek, daha
sonra çevredeki makinalı tüfek yuvalarından yaylım ateşi açıldı. Bu
ateşin kimin emriyle açıldığı ve neyi amaçlamış olduğu bugün de
açıklığa kavuşmuş değildir. Teknisyenleri ve devrimcilerin tümünü uzun
bir kuşatmadan sonra sağ olarak yakalamanın askeri olarak mümkün
olduğunu konuyla ilgilenen hemen hemen her uzman belirtmiştir.

Ancak
amacın birarada kıstırılmış geniş bir önderliğin bir an öce
temizlenmesi olduğu tahmin edilebilir. Kendilerini çatıdaki delikten
eve atmayı başarabilen üç kişiden geride kalan Mahir Çayan başından
yediği kurşunla öldü. Ardından daha önce alman karar uyarınca
İngilizler öldürüldü. Kerpiçten yapılma evde kendi silahlarının atış
menzili dışında kalan güvenlik kuvvetlerinin atışlarına karşı
koyamayan, buna karşılık siper aldıkları duvarları delen makinalı tüfek
mermileriyle isabet alan devrimcilerden Ömer Ayna gözünden vuruldu.
Cihan Alptekin karnından yaralandı. Bir süre sonra ateş kesilip
çağrılar yapıldıysa da kendilerini fiilen kurşuna dizmiş olan güçlerle
görüşme yapmayı reddeden devrimciler evin sahanlığında toplandılar. Eve
yapılacak yeni saldırıyı topluca karşılamak üzere el bombalarını
hazırlayarak beklemeye başladılar. Ancak doğrudan değil, uzaktan tüfek
bombaları ve roketatarlarla yapılan yeni saldırıda, topluca bulunulan
sahanlığın bir bölümü isabet aldı. Bu isabetle tahrip olan bölümde el
bombası taşıyanlardan birinin pimi çekilmiş bombası elinden fırlayınca
ötekilerin de ortasında patlayan bomba bir dizi patlamaya yol açtı.
Evin arkasından sahanlığa girilen ikinci girişi tutmakta olan Ertuğrul
Kürkçü dışındakilerin önemli bir bölümü ölürken Ertuğrul Kürkçü evin
bitişiğindeki samanlığa geçerek saklandı. Evden gelen silah atışlarının
kesilmesi üzerine tarama atışları yaparak eve girenler can çekişmekte
olan Saffet Alp'i kurşuna dizdiler. Evdekilerin tam sayısını
bilmemeleri ve muhtar Emrullah Arslan'ın verdiği sayıyla ölülerin
sayısının uyması üzerine hava kararırken cesetleri de alarak köyden
ayrıldılar. Ertuğrul Kürkçü saklandığı yerden çıkamadı.

Ertesi
gün ölülerini almak üzere gelen yakınlarının teşhisleri sırasında
Ertuğrul Kürkçü'nün babasının ölenler arasında oğlunun bulunmadığını
söylemesi üzerine yeniden yapılan arama sırasında Ertuğrul Kürkçü de
yakalandı.

Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin tarihinde
"Kızıldere Katliamı" olarak bilinen olay, gerçekleşmesi ve gelişmesi
sürecinde Türkiye'de ve Türkiye dışında büyük tepkilere yol açtı. Ancak
yapılan bütün yanlış bilgilendirme, saptırma ve spekülasyonlara karşın
devletin bu "katliam"ı savunması ve meşrulaştırabilmesi mümkün olmadı.
Halkın vicdanı Kızıldere'de öldürülenlerin yanında yer aldı.

Ancak,
devletin özgül amaçları bakımından "Kızıldere Katliamı" he
Kızıldere'de

Soğuk ve rüzgarlı
bir havada yokuş yukarı tırmanarak ancak gün ağarırken köy civarındaki
ağıllara ulaşabilen grup, görünmemek için ağıllarda saklandı. 27 Mart
1972 gecesi yanlarında rehineleriyle birlikte, arkadaşlarının da
kalmakta olduğu Kızıldere köyü muhtarının evine ulaştılar. 27 Mart 1972
sabahı İngiliz görevlilerin evine gelen hizmetlinin durumu polise
bildirmesi üzerine, bütün bölgede topçu keşif uçakları ve
helikopterlerle keşif uçuşlarına başlayan askeri birlikler aramalarını
sürdürürken Kızıldere köyüne ilk giden grubun bağlantılarını kuranların
ele geçmesi ve Niksar'daki bağlantı unsurunu açıklaması üzerine bu kişi
29 Mart 1972 günü yakalandı ve çok geçmeden güvenlik güçlerine muhtarın
evini değilse de köy civarını tarif etti. Bu arada topçu keşif uçakları
kar üzerinde Kızıldere köyüne çıkan yolun başında İngilizlerin aracının
tekerlek izlerini tesbit ettiler. Nihayet aynı gün Niksar ilçesi
girişinde Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz'ın bıraktıkları araba bulunduğu
gibi, İstanbul ya da Ankara'ya gitmek yerine geriye Kızıldere'ye
dönmeyi daha güvenlikli bulan Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz dönüş yolu
üzerinde çevre köylerden ekmek alırlarken kuşku uyandırdılar. Bütün
belirtilerin Kızıldere köyü dolayını işaret etmesi üzerine 30 Mart 1972
sabah 05.00'de bilgi edinmek için köy muhtarının evine gelen
jandarmalara muhtar önceden hazırladığı ihbar mektubunu vererek
arananların evinde kaldığını bildirdi.

Evin ve köyün sarılması
üzerine evde sıkışıp kalan THKP-C üyeleri Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü,
Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp,
Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy ile THKO üyeleri Cihan
Alptekin ve Ömer Ayna teslim olmamayı, taleplerine olumlu karşılık
verilmez ve üzerlerine ateş açılırsa İngiliz rehineleri, bıraktıkları
ültimatomda belirtildiği biçimde öldürerek sonuna kadar çarpışmayı
kararlaştırdılar. Evin giriş ve çıkışlarını hububat ve un çuvalları,
dolap, yastık ve yataklarla tahkim ederek, evin çatısında delikler
açarak çevreyi gözetlemeye başladılar. "Teslim ol" çağrılarını
reddettiler. Öğleden sonra saat 14.00 sularında İngilizlerin
kendilerine çatıdan gösterilmesi ve kendileriyle konuşturulmasını
isteyen çevreyi kuşatmış binlerce asker ve polisten oluşan birliklere
İngilizleri gösterip konuşturdular. Kısa bir süre sonra içlerinden
birinin çatıya çıkması ve görüşme yapılması isteğine uyarak çatıya
çıkan Ertuğrul Kürkçü, Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Saffet Alp
görüşmek üzere beklerlerken, ansızın üzerlerine önce tek tek, daha
sonra çevredeki makinalı tüfek yuvalarından yaylım ateşi açıldı. Bu
ateşin kimin emriyle açıldığı ve neyi amaçlamış olduğu bugün de
açıklığa kavuşmuş değildir. Teknisyenleri ve devrimcilerin tümünü uzun
bir kuşatmadan sonra sağ olarak yakalamanın askeri olarak mümkün
olduğunu konuyla ilgilenen hemen hemen her uzman belirtmiştir.

Ancak
amacın birarada kıstırılmış geniş bir önderliğin bir an öce
temizlenmesi olduğu tahmin edilebilir. Kendilerini çatıdaki delikten
eve atmayı başarabilen üç kişiden geride kalan Mahir Çayan başından
yediği kurşunla öldü. Ardından daha önce alman karar uyarınca
İngilizler öldürüldü. Kerpiçten yapılma evde kendi silahlarının atış
menzili dışında kalan güvenlik kuvvetlerinin atışlarına karşı
koyamayan, buna karşılık siper aldıkları duvarları delen makinalı tüfek
mermileriyle isabet alan devrimcilerden Ömer Ayna gözünden vuruldu.
Cihan Alptekin karnından yaralandı. Bir süre sonra ateş kesilip
çağrılar yapıldıysa da kendilerini fiilen kurşuna dizmiş olan güçlerle
görüşme yapmayı reddeden devrimciler evin sahanlığında toplandılar. Eve
yapılacak yeni saldırıyı topluca karşılamak üzere el bombalarını
hazırlayarak beklemeye başladılar. Ancak doğrudan değil, uzaktan tüfek
bombaları ve roketatarlarla yapılan yeni saldırıda, topluca bulunulan
sahanlığın bir bölümü isabet aldı. Bu isabetle tahrip olan bölümde el
bombası taşıyanlardan birinin pimi çekilmiş bombası elinden fırlayınca
ötekilerin de ortasında patlayan bomba bir dizi patlamaya yol açtı.
Evin arkasından sahanlığa girilen ikinci girişi tutmakta olan Ertuğrul
Kürkçü dışındakilerin önemli bir bölümü ölürken Ertuğrul Kürkçü evin
bitişiğindeki samanlığa geçerek saklandı. Evden gelen silah atışlarının
kesilmesi üzerine tarama atışları yaparak eve girenler can çekişmekte
olan Saffet Alp'i kurşuna dizdiler. Evdekilerin tam sayısını
bilmemeleri ve muhtar Emrullah Arslan'ın verdiği sayıyla ölülerin
sayısının uyması üzerine hava kararırken cesetleri de alarak köyden
ayrıldılar. Ertuğrul Kürkçü saklandığı yerden çıkamadı.

Ertesi
gün ölülerini almak üzere gelen yakınlarının teşhisleri sırasında
Ertuğrul Kürkçü'nün babasının ölenler arasında oğlunun bulunmadığını
söylemesi üzerine yeniden yapılan arama sırasında Ertuğrul Kürkçü de
yakalandı.

Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin tarihinde
"Kızıldere Katliamı" olarak bilinen olay, gerçekleşmesi ve gelişmesi
sürecinde Türkiye'de ve Türkiye dışında büyük tepkilere yol açtı. Ancak
yapılan bütün yanlış bilgilendirme, saptırma ve spekülasyonlara karşın
devletin bu "katliam"ı savunması ve meşrulaştırabilmesi mümkün olmadı.
Halkın vicdanı Kızıldere'de öldürülenlerin yanında yer aldı.

Ancak,
devletin özgül amaçları bakımından "Kızıldere Katliamı" hedeflerine
ulaştı. Öncelikle THKP-C'nin önderliğine vurulan ağır darbe, yalnızca
bu örgütün değil, sosyalist hareketin 1968'lilerin içinden çıkan önemli
bir grup önderinin yokolmasına yol açarken özellikle THKP-C'nin atomize
olmasına ve örgütsel olarak dağılmasına neden oldu. Sürekli ve
güvenilir bir önderlik yoksunluğu sosyalist hareketin "devrimci"
kanadında sonraki on yıl boyunca da esaslı olarak giderilemeyen bir
önderlik bunalımına yol açtı.
deflerine
ulaştı. Öncelikle THKP-C'nin önderliğine vurulan ağır darbe, yalnızca
bu örgütün değil, sosyalist hareketin 1968'lilerin içinden çıkan önemli
bir grup önderinin yokolmasına yol açarken özellikle THKP-C'nin atomize
olmasına ve örgütsel olarak dağılmasına neden oldu. Sürekli ve
güvenilir bir önderlik yoksunluğu sosyalist hareketin "devrimci"
kanadında sonraki on yıl boyunca da esaslı olarak giderilemeyen bir
önderlik bunalımına yol açtı.

_________________
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcıkuşlar tepende
Benden geçti mi diyorsun
Aç iki kolunu iki yana
Korkuluk ol - Rıfat Ilgaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Kızıldere Katliamı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» MALATYA KATLIAMI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ATA-GENÇ :: DEVRİMCİ BİLGİLER :: Devrimci Bilgiler-
Buraya geçin: