ATA-GENÇ


 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bu Denizlerde fırtına dinmez

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Bu Denizlerde fırtına dinmez   Perş. Şub. 21 2008, 15:01

68 Baharı'nda tüm dünyada egemenlerin başı, öğrencilerin taşları ve molotoflarıyla dertteydi.

Gençlik istiyor, istekleri için savaşıyordu. Söz hakkı istiyor, vermiyorlar mı; işgal ediyordu! Yürümek istiyor, yürütmüyorlar mı; çatışıyordu!

'68 Mart-Roma; binlerce öğrenci gün boyu polisle çatışıyor.

'68 Nisan-New York; Colombia Üniversitesi'ni işgal eden öğrencilerle polis arasında saatler süren bir savaş yaşanıyor.

'68 Mayıs-Paris; öğrenciler barikatlar kurarak polisle çatışıyor. Paris'in kurtuluşundan bu yana en çetin sokak savaşı veriliyor. Hükümetin düşmesine ramak kalan bir genel grev başlıyor ve Paris sokaklarında 1 milyon işçi-öğrenci yürüyor.

'68 Haziran; Berlin, Brüksel, Stockholm, Amsterdam, Londra... Binlerce öğrenci okulları boykot ediyor, caddelerde polisle çatışıyordu, Türkiye'de de...
1968 yazı başında bütün Türkiye üniversitelerini kaplayan boykot ve işgal dalgası, diğer toplumasal kesimlere de yeni bir eylem ve kendini dile getirme aracı sundu. İlkin öğrenciler ve daha sonra işçilerden seyyar satıcılara, köylülerden küçük burjuva katmanlarına, kız enstitülülerden hemşirelere dek çok farklı boyutluluk ve yaygınlıkta bir "fiili isyan" duygusunu yaşadılar.

Özellikle öğrenciler, sanki bir göğe yücelme duygusu içinde kendi kaderini belirleme konusunda söz söylemenin tadını çıkardılar. Herkes sanki zincirlerinin kırıldığı anı, tanımlanamayacak bir özgürlüğü duyumsamıştı. Kitlesellik kendi gücünü farketme yanında, kendi yeteneklerini de sergilemete idi.

Daha 1967'den itibaren, öğrenciler kısmi taleplerle boykotlar düzenlemeye başlamışlardı. Haziran '68 boykotu ise, ilkin salt bazı sınav vb. talepleri ve "sağ sol yok boykot var" sloganı ile başlamasına karşın, kısa sürede devrimci öğrencilerin önderliği altında kitlesel bir patlamaya dönüşmüştü. Bu deneyimin en önemli yanı, sınırlı taleplerine karşın, o güne kadar ki en ileri örgütlenme deneyimini sergilemesi idi.

İstanbul Üniversitesi'nde, fakültelerde öğrenciler tarafından oluşturulan boykot komitelerinin başında İşgal Komiteleri Konseyi yer almakta idi. İlerici öğretim üyeleri ve asistanların da görüşleri alınarak hazırlanan Üniversite Reform Taslağı bu konsey tarafından onaylanmıştı. 15 gün süren işgal boyunca bir çeşit öğrenci iktidarı oluşturuldu. Savunmadan iaşeye, folklordan sinema gösterilerine ve üniversite içi 'radyo' yayınına dek bir çok faaliyet başarıyla yürütüldü. Öte yandan DÖB'lüler, FKF'liler, Kürt öğrenciler ve geleneksel öğrenci örgütlerinden gelenler arasında çok iyi ve kardeşçe yürütülen bir işbirliği işgal boyunca sürdü.

Eğitimde köklü dönüşüm sağlama olanaklarının tıkalı oluşu, kısa sürede öğrencilerin varolan 'Düzen'i sorgulamaya itti. İTÜ'de işgale "Toplumsal Devrim" sloganı ile son verilecekti. Bir kaç aylık süre içinde "Eğitimde Devrim" sloganından vazgeçildi, TÖS'ün Devrimci Eğitim Şurası'nda benimsenen slogan ise "Devrim İçin Eğitim" olacaktı. Üniversite reformu için yola çıkan öğrenci kitlelerinin, inisiyatifleriyle bütün toplumu şaşırtmalarının hemen ardından, 6. Filo olayları sırasında doğrudan devlet erki ile yüzyüze kalıp çatışma içine girmesi, öğrencilerin önce toplumun dönüştürülmesi gerektiği yolundaki kanısını pekiştirdi.

Öğrenciler daha 1968 yazında "Anadolu'ya çıkma" kampanyası başlattılar. Bu kampanyada gerek toplumsal düzene yönelik eleştiriler, gerekse ABD emperyalizminin Türkiye'deki varlığı ilişki kurulabilen halk kesimlerine aktarılmaya çalışırdı.

68 aynı zamanda 1970 sonrası yükselen toplumsal çatışmaların ilk örneklerinin de sergilendiği yıl oldu. Şahlanış mitingleri, Konya ayaklanması bunun ilk örneklerinden idi. Polislerle olan şiddetli çatışmalar yanında, gösteriler ya da mitingler sırasında faşistlerin düzenlediği saldırılar, 1968 sonbaharında MTTB'lilerin Üniversiteye düzenlediği baskın, izleyen yıllarda şiddetlenecek olan çatışmaları haber veriyordu. Bu dönemin ilk kaybı Vedat Demircioğlu idi. Ve, 28 Nisan olaylarında Turan Emeksiz'in polisler tarafından öldürülmesi.

'60'ların emperyalist kapitalist dünyası

'60'lardan sonraki yıllar, dünya kapitalist sisteminin II. Dünya Savaşı sonrası görece istikrarlı gelişiminin tıkanmaya başladığı yıllar oldu. Savaşın yıkımıyla yeni pazarlar bulan emperyalizm, kısa sürede yeniden "aşırı üretim" bunalımına sürüklendi. Savaş sonrası üretim araçlarındaki yenilenme ile ABD emperyalizmine rakip olan Batı Almanya ve Japonya'nın atağı ve emperyalistler arası çelişkinin keskinleşmesi buna eklendi. Kapitalizmin umarsız ve ölümcül hastalığı nüksetmişti yine. Bu, daha fazla sömürü ve baskı rejimi demekti, işsizlik, emperyalist kapitalist ülkelerde bile ciddi bir sorun olmaya başladı, işsizlik artarken ücretler düştü.

Öte yandan tüm Avrupa ülkelerinde ve ABD'de genç nüfus oranı artıyordu, işsizlik sorunu esas olarak gençliğin sorunu oldu. Çünkü işsizler ordusunun yarısı 25 yaşın altındaydı. Üniversite mezunları arasında da işsizlik oranı yükseliyordu. '68 eylemlerinde özellikle İtalya’da öne çıkan önemli bir neden de "diplomalı işsizlik" oldu.

Gençlik sadece ekonomik olarak değil, kültürel olarak da kıskaca alınmıştı. American way of life (Amerikan tarzı yaşam), müzikten giyime, eğitimden eğlenceye kadar her alanda dayatılıyordu. Burjuvazi tüm kurumlarıyla, basını, TV'siyle otomatikleşmiş, tek tip bir yaşam sunuyordu gençliğe.

'68'in temel dinamiği olan üniversiteli gençlik, bütün bu sorunların yanı sıra öznel sorunlar da yaşıyordu. Kapitalizmin gelişmesi, üretimin rasyonelleşmesi, işbölümünün yetkinleşmesi vasıflı işgücü ihtiyacını artırıyordu. Kapitalizmin daha fazla teknisyene, mühendise ihtiyacı vardı. Böylece "üniversitelerin sanayileşmesi" için yeni düzenlemeler yapıldı. Öğrenim kitleselleşti. Öğrenci sayısı ABD ve Batı Almanya'da iki katına, Fransa'da üç katına, italya'da yarım misli fazlasına ulaştı. Fakat o güne kadar elit bir tabaka yetiştiren üniversiteler, bu duruma uyum gösteremediler, eğitimin kalitesi düştü.

Fakat bu durum aynı zamanda üniversitelere eskiye oranla daha fazla işçi-emekçi kökenli gençlerin girmesini de sağladı.

'68 eylemlerinin patlama momenti

'60'larda bu ekonomik-kültürel akademik sorunlarla birlikte siyasal sorunlar da atbaşı gidiyordu.

Özellikle emperyalist devletlerin ulusal kurtuluş mücadelesi veren sömürge, yarı sömürge ülke halklarına karşı giriştikleri işgal ve katliamlara gençliğin tepkisi iyice yükseldi.

1958: '62 Fransa Cezayir'dedir. 1960'da İngiltere, Fransa, Belçika Kongo'da; 1961: '62'de ABD Küba'da ve '64 sonrası Vietnam'da... Vietnam, bardağı taşıran son damladır.

Biriken sorunların patlaması da çok şiddetli oldu.

Öğrenciler, Vietnam savaşının durdurulması, zorunlu askerliğin kaldırılması, öğrencilerin askere alınmasını getiren yasaların değişmesi için celp kağıtlarını yakıyor, yürüyüşler, gösteriler düzenliyordu. Gözaltılara, tutuklanmalara, cinayetlere rağmen yüzbinlerce öğrenci polisle kıran kırana çatışıyordu.

'68 eylemlerinin bir yönü de ırkçılığa karşıydı. Siyah lider Martin Luther King'in 4 Mart '68'de katledilmesinin ardından siyahların ayaklanması başladı ABD'de. Colombia Üniversitesi, siyah ve beyaz öğrenciler tarafından birlikte işgal edildi. Tepkiler bir noktada birleşti: "Kahrolsun Emperyalizm", "Kahrolsun Sömürgecilik".

'68 öğrenci eylemlerinin ayırt edici bir özelliği de, sözde "sosyalist" "komünist" partilerden bağımsız, hatta onlara rağmen gelişmiş olmasıdır. Modem revizyonist, eurokomünist partilere gençliğin tepkisi, "barışçıl" parlamentarist pasifist ideolojilerinedir.

'68 eylemlerinin dikkate değer bir yönü ise, işçi-öğrenci birleşik mücadelesidir. Özellikle Fransa'da 9 milyon işçinin genel greve gitmesi ve öğrencilerle birlikte sokakları zaptetmesi siyasi iktidarı sarstı. Dönemin başbakanı hemen o gece "referandum" kararını açıklamak zorunda kaldı.

'68 eylemlerinde işçi sınıfının daha aktif rol oynamaması, hareketin önderliğini çekememesi o güne kadar güvendiği parti ve sendikalarının ihaneti yüzündendir. SSCB'deki geriye dönüşle birlikte (Kruşçev dönemi) Avrupa'daki birçok parti de revizyona uğradı, işçi sınıfı ML önderlikten yoksun kaldı.

'68 Türkiye'de de öğrenci eylemlerinin yükseldiği yıl oldu. Fakat Avrupa ile doğrudan bir bağlantı söz konusu değildir. Kuşkusuz bir etkilenme, fakat bu etkilenme, burjuvazi ve uşaklarının iddia ettikleri gibi, "Türkiye'de '68 eylemlerinin, daha çok Avrupa'yı 'taklit' hevesinden kaynaklandığı" şeklinde bir etkilenme değildir. Türkiye'deki '68 eylemleri, 27 Mayıs öncesinden başlayarak 1960 sonrası adım adım yükselen öğrenci hareketinin bir devamıdır.

'68 Mayısı’nda "NATO'ya Hayır!" kampanyası yapıldı. Ardından "üniversite reformu" olarak adlandırılan bir dizi demokratik talep için başlayan boykotlar, işgale dönüştü. Bir ay sonra '68 Temmuzu'nda 6. Filo'nun gelmesiyle anti-Amerikan, anti-emperyalist gösteriler, protestolar başladı. Bu protestolardan dolayı polisin İTÜ Yurdu'na baskını ve Vedat Demircioğlu'nu katletmesi, eylemleri daha da yükseltti. Binlerce öğrenci önce Taksim'e çıktı, sonra Dolmabahçe'ye yönelerek ABD askerlerini denize attı. TİP'li oportünistler ise, Avrupa'daki "komünist" partilerin işlevini üstleniyor, öğrencileri tahriklere kapılmamaya, Dolmabahçe'ye gitmemeye çağırıyorlardı. Ancak gençliğin anti-emperyalist öfkesini bastırmayı başaramadılar.


'68'li olmak...

Egemen sınıflar gençlik eylemlerini her zaman gençliğin yaş dönemi özellikleri ile açıklayıp soyut bir "kuşak çatışması" olarak gösterirler. '68 de bundan fazlasıyla nasibim aldı. Sistemin zaaf ve çelişkilerini gizleme, "geçici eylemler" olarak gösterme telaşıydı bu.

Oysa '68 hareketinin düzen karşıtı, radikal, anti-emperyalist içeriği, slogan ve eylemleriyle çok açıktır.

Avrupa'daki '68 öğrenci eylemlerinde her ne kadar anarşist, anti-otoriter gruplar yer almışsa da hareketin ilham kaynağı sosyalizm olmuştur. SSCB'deki geriye dönüşe ve Avrupa partilerinin ihanetine rağmen sosyalizm, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin, ulusal kurtuluşçu güçlerin ve gençliğin umudu olmaya devam ediyordu. Sosyalizmin prestiji yüksekti. Fakat bu daha çok, anti-emperyalist küçük burjuva sosyalizmidir. Öğrenciler Mao'nun, Che'nin, Ho Chi Minh'in posterleriyle yürüyorlardı.

Buna rağmen sağlam bir örgütlülükten, Marxist-Leninist bir önderlikten yoksunluk; işçi sınıfı ve emekçi halkla bütünleşmeme, '68 hareketinin devrim ve iktidar perspektifi ile gelişmesinin önünü kapadı ve hareketin sonunu hazırladı. Egemen sınıfların terör ve ideolojik saldırısı ile kendiliğindenci hareketin açık sonu, '68'le bir daha yaşandı. Parti ve komsomolun önemi bir kere daha açığa çıktı.

'68'in tüm eksiklerine rağmen onun öne çıkan devrimci yönlerinin gölgelenmesine asla izin verilmemelidir. O, anti-emperyalist niteliği ile düzen karşıtlığı ile devrimcidir. Süngülere, silahlara çıplak göğüs yürüyüşleri ile devrimcidir. Barikatları, kaldırım taşları ve molotoflarıyla devrimcidir. Sadece bunlarla da değil idam sehpaları dahi devrim kürsüsüne dönüştürülmüştür.

"Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği! Yaşasın İşçiler Köylüler Kahrolsun Emperyalizm" diye haykırıyordu Deniz bugün meydanlarda postalları yalanan cellatlarının suratlarına karşı...

Onu Yusuf'un "Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle hergün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika'nın hizmetindesiniz. Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm" kükreyişi izledi.

"Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın İşçiler, Köylüler ve Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm" diyen Hüseyin indirdi son tokadı faşist cellatların yüzüne bundan 35. yıl önce...

Bu Denizlerde dalga olmak, '68 haretinin emperyalist kapitalizme indirdiği şamarı güçlü, örgütlü, hedefli, öldürücü bir yumruğa dönüştürmektir.

_________________
Hepimiz birer Deniz olmalıyız, çünkü; Türkiye’nin Devrime, Devrimin de Devrimciye ve Denizlere ihtiyacı var
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
 
Bu Denizlerde fırtına dinmez
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ATA-GENÇ :: DEVRİMCİ BİLGİLER :: '68 Kuşağı-
Buraya geçin: