ATA-GENÇ


 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 68 işgalinin 'resmi' türkücüsü

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: 68 işgalinin 'resmi' türkücüsü   Perş. Şub. 21 2008, 14:55

Tam 32 yıl önce, 1968 Haziran'ında işgal edilmişti İstanbul Üniversitesi. İşte işgal boyunca öğrencilere türkü söyleyen üniversiteli Rahmi Saltuk'un 68'den bugüne uzanan öyküsü

Celal BAŞLANGIÇ
'Şimdi burası İşgal Radyosu' anonsu duyuldu üniversitenin bahçesinden. 'Üniversite Senatosu'nun toplantı salonu 'yayın odası'na dönüştürülmüştü. Çıktı senatonun toplandığı büyük masaya. Başladı sazın tellerine vurmaya.
Çaldığı türkü bir ses yükselticisi aracılığıyla dalga dalga yayılıyordu bahçeye.
O gün sınav vardı Hukuk Fakültesi'nde. Okula gelen öğrenciler içeri giremedi. Tüm kapılar tutulmuştu. 'Bozuk eğitim düzeni'ne karşı boykot başlıyordu. Fakülteden merkez binaya yönelmişti boykotçu öğrenciler. Önce üniversite santralına girdiler. Santral odasını işgal edip memurları dışarı çıkarmışlardı. Çalan telefonlara, "Şu anda Hukuk Fakültesi olarak boykota gittik. Fakülteyi işgal ettik" yanıtını veriyorlardı.
Bildirilerini basabilmek için teksir odasını da işgal ettiler. Bastıkları bildirilerde taleplerini dile getiriyorlardı, 'Fakülte yönetimine kayıtsız şartsız ortak olmak, imkânı olmayan öğrencilere burs sağlanması, öğrencilerin barınacağı yurtların sağlanması, bugüne kadar gelen öğrenci aleyhindeki tüm yönetmeliklerin iptali' diye.
Rahmi Saltuk, senatonun toplantı masasının üzerine bağdaş kurmuş çalmayı sürdürüyordu; "Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez/Soğuktur suları bir tas içilmez/Anadan geçilir yardan geçilmez/At martini Hasan dağlar inlesin/Drama mapusunda dostlar dinlesin."
O anda 23 yaşında bir genç olarak, yaşamının geri kalanını Hukuk Fakültesi mezunu bir avukat değil de bir sanatçı olarak sürdüreceğini hiç düşünmemişti belki de Rahmi.
Masanın üzerinde bir 'Ruhi Su hayranı' olarak onun bütün türkülerini söylerken belki doğduğu Hozat'ın Akören Köyü'nü, saz çalan babasını düşünmüştür. Balıkesir'de askeri hâkim olan amcasının oğlu Hüseyin Saltuk'un yanındaki lise öğrenciliği, o yıllarda bir Göksel Arsoy ve Belgin Doruk hayranı olarak gittiği 'Kırık Vazo' filminin bir sahnesinde türkü söylerken gördüğü Ruhi Su'ya hayran olarak sinemadan çıkması, liseyi bitirdikten sonra bir yıl Ovacık'ta yaptığı vekil öğretmenlik, üniversiteye girebilmek için geldiği İstanbul'da işçilik yaptığı Genoto Montaj Fabrikası, Türkiye İşçi Partisi Kadıköy İlçe Binası'na girerken görüldüğü için işten kovulması, TİP
üyesi olarak Ruhi Su ve Yaşar Kemal'le tanışması, Fikir Kulüpleri'nin yemeğinde ilk kez türkü söylemesi aklından mutlaka geçmiştir.

'Sen türkünü söyle'
Aslında Rahmi, 12 Haziran'da okula geldiğinde boykot ve işgal başlamıştır. yasak, Tunga Ungan da oradadır. Rahmi Aydın "İşgal komitesine gir" der Rahmi Saltuk'a. Ancak üyesi olduğu Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun eyleme karşı tutumu net olarak belli olmadığı için ikircikli kalıyor. Bunun üzerine Aydın, "O zaman sen de türkü söyle" deyince Rahmi kendini senato masasının üzerinde buluyor, elinde sazla.
Boykot yayıldıkça Rahmi '68 işgalinin resmi türkücüsü' olarak Diş Hekimliği'ne, Teknik Üniversite'ye, Edebiyat Fakültesi'ne gidiyor. O zamanlar İTÜ'de öğrenci liderlerinden Harun Karadeniz, Çetin Uygur, Hasan Yalçın var.
İşgal bitince bir yandan Hukuk Fakültesi öğrenciliğini sürdürüyor Rahmi, diğer yandan yağlıboyacılığa başlıyor. Aslında kendisine iş, çalışsın diye verilmemiş. Ustası Rahmi'yi tavan raspası yaparken görünce dayanamayıp "O işi bırak da sen yarın sazını getir" diyor. Bakıyor olacak gibi değil, üzerinde parkası ve postalıyla şimdiki Kemancı'nın bulunduğu yerde olan Onay Kulüp'e gidiyor Rahmi "Burada sahneye çıkmak istiyorum" diye. "Gel başla" diyorlar. Böylece müzisyen olarak ilk profesyonel işine başlıyor Rahmi:
"Kulübün müdürü Atilla Tokatlı. Piyanist Onay da orada. Günde 25 lira alıyorum. O zaman çok büyük para geldi bana. Bir de her gün gelen bir dinleyicim var. Karikatürist Bedri Koraman. Yanında hep çok güzel kızlar oluyor. Ben çalarken kızlarla konuşuyor ama, türküm bitince mutlaka alkışlıyor. Nasıl takip ettiğini hâlâ anlamış değilim."
24 Ağustos 1968'de büyük bir miting yapılıyor Beyazıt'ta. Konuşmacı Çetin Altan. Miting sonrası İstanbul Mücadele Derneği adı altında örgütlenen faşistler saldırıyor. Canını zor kurtarıyor Rahmi.


Turnede gözaltı
Artık sağcıların solcuları öldürdüğü bir süreç başlamıştır. Bu arada Vedat Demircioğlu öldürülür. Kanlı bir geleceğe doğru sürüklenmektedir Türkiye.
Bir teklif alır Rahmi Saltuk:
"Halk Oyuncuları'ndan Umur Bugay, 'Biz Pir Sultan Abdal'ı koyacağız sahneye. Bir ozan rolü var. Oynar mısın?' dedi. Hemen kabul ettim.
Oyun çok tuttu. Birçok turneye çıktık. Plak ve film şirketleri de peşimden koşmaya başladı. Hiçbirini kabul etmedim."
Oyun Tunceli'ye turneye gidince olaylar çıkıyor. Kemal Burkay'ı gözaltına alıyorlar. Sihenk Jandarma Karakolu'nda da Rahmi Saltuk gözaltına alınıyor. Oyunun bütün kadrosu içeri giriyor. Çoğu dayak yiyor. En fazla da Rahmi. Çünkü o Tuncelili. Bıyıklarını bile yoluyorlar. Falaka da var. Rahmi'den daha çok dayak yiyen ise Nesimi Çimen. Çünkü o, oyun yasaklandığı halde tiyatro binasının önünde şiir okumuş. Üç gün gözaltında kalıyorlar. Tiyatro ekibinden üç kişi tutuklanıyor.
Rahmi, ilk 45'liğini çıkarmış. Pir Sultan okuyor. Derken 12 Mart gelip çatıyor. Her şey toz duman olmuş. Gittiği akraba evlerinden arandığını duyuyor. Olmadığı bir saatte evine baskın yapılmış. Bir günde pasaport alıp Almanya'ya gidiyor. Hür Üniversite'ye kayıt yaptırıp Alman sendikaları için 45 günlük bir turneye çıkıyor. Artık bir gözü ülkesindeki gelişmelerde, Avrupa'yı dolaşmaktadır:
"3 Haziran 1973'te ilk kez Fransa'da kitlesel
olarak kutlandı Nâzım Hikmet'in 10. ölüm yıldönümü. Abidin ve Güzin Dino var. Türkiye Fransa Öğrenci Birliği, Fransız Radyosu da katılıyor kutlamalara. Avrupa'da üç yıl kaldım. 1974 seçimlerini CHP kazanıp iktidara gelince Türkiye'ye döndüm. İlk resitalimi de Sinematek'in 10. kuruluş yıldönümü olan 1975 yılında verdim. Başkan da Onat Kutlar'dı o zaman."


Yasaklı dönem başlıyor
Artık sahne, plak ve film çalışmalarına başlamıştır Rahmi. Aynı yıl ilk uzunçaları çıkar; 'Açılın Kapılar Şaha Gidelim'.
1978'de de Hülya Koçyiğit ile 'Almanya Acı Vatan' filminde başrol oynar. Rahmi ilk ve tek filmi için "Nasıl ki Ahmet Arif tek bir kitap yazdı. Ben de tek bir filmde oynayıp 'artık yeter' dedim. Bir daha da film çekmedim" diyor.
1970'li yılların sonuna doğru Fransa'ya yerleşmeye karar verir. İyi bir Fransız menajer bulmuştur. Amacı uluslararası müzik piyasasına girmek. Bütün hazırlıklarını yapar. Hatta evindeki eşyaları bile satar. Koltuklarını Yavuz Top satın alır. İşte tam o sırada 12 Eylül darbesi olur. Diyarbakır'ın eski belediye başkanı Mehdi Zana, Rahmi'nin evinde yakalanır.
Bütün hesapları altüst olur. Günlerce düşünür. Eğer şimdi yurtdışına çıkarsa asker kaçağı olduğu için yurttaşlıktan çıkarılacaktır. Sonunda karar verir ve Fransa yerine askere gider.
Rahmi'nin askerliğini bitirip 1983'te sivil hayata dönmesi de pek bir şey değiştirmez. Çünkü 12 Eylül faşizmi bütün 'kurum ve kuralları'yla sürmektedir. Artık Rahmi'nin yasaklı dönemi başlar.
Askerden sonra verdiği ilk konserde Nâzım Hikmet'in adını, kimliğini, şiirlerini açık açık ilan edince konserlerine yasak gelmeye başlar. Hakkında davalar açılır.
1989 yılında Rahmi, 'resmen' ilk Kürtçe şarkıyı okur. Yasak çemberi gittikçe genişler. İstanbul'da, Ankara'da konserleri yasaklanır Rahmi'nin. Hem de birkaç kez. Hepsinde dava açar. Kazanır. Ama elbette bir konser yapılmadıktan sonra davayı kazanmak da fazla fark etmez. Öncelikle ticari amaçla konser yapanlar zarara uğramamak için çağırmazlar. Sonra buna diğerleri de eklenir. "1993'ten beri sahneye adım atmadım" diyor Rahmi.
Sahnede askerler eşliğinde konser
Unutamadığı bir konser var. Rahmi Mardin'in Kızıltepe ilçesinde sahneye çıkacak:
"Tam sahneye çıktım, konsere başlayacağım, salonun iki ucundan elinde G3'leriyle iki asker girdi. Rap rap yürüyüp salonu boydan boya geçtiler. Ben şaşırdım. Bakıyorum, n'oluyor, diye. Uygun
adım sahneye çıktılar. Biri sağ yanımda, diğeri de sol yanımda durdu. Konser bitene kadar da esas duruşlarını hiç bozmayıp öyle dikildiler. Belki de halka mesaj veriyorlardı 'şimdi siz burada Rahmi Saltuk'u dinliyorsunuz ama unutmayın, o birazdan gidecek, biz yine baş başa kalacağız' diye."
Rahmi'nin yıllarını verdiği Türkiye solundan da bir yakınması var:
"Sanat pahalı, sanatçı pahalı. Ama Türkiye'de sol kesim de inanılmaz ucuzlatmak istiyor. 1960'lı yılların Türkiye İşçi Partisi estetiğini hâlâ yakalayamadılar."
68 işgalinin 'resmi' türkücüsü Rahmi Saltuk, yeni kasetleri, sahne çalışmalarıyla yine direniş türküleri söylüyor. O zamandan bu yana ne sanatından ödün verdi Rahmi, ne de siyasi çizgisinden. Rahmi'yle aynı saflarda siyasal yürüyüşlerine başlayanlar, bugün eski saflarının tam karşısına geçebildiler; hem de anlayışlarından ödün vermeyenleri 'değişememek'le, 'çağa ayak uyduramamak'la suçlayarak. Ama aslında onlar değişmemiş, başka bir şeye dönüşmüşlerdi. İnsan bir kere 'değişim'i 'başkalaşım' sanmaya görsün...


'Resmen' ilk Kürtçe türkü
"Elbette Kürtçe türküyü ilk söyleyen ben değilim. Ama resmi makamların önüne getirip Kürtçe türkünün yasak olduğunu resmen kanıtlayan, resmi makamları buna karar vermek zorunda bırakan benim. 'Hoy Nare' adlı türküyü okuyup bakanlığa bandrol vermesi için başvurdum. 20 bin bandrol aldım. Farkına varmadılar. Ancak bir gazete 'İlk Kürtçe' diye başlık atınca ceza davası
açıldı, kaset toplatıldı. Ama onlar işin farkına varıncaya kadar 20 bin kaset o kadar hızlı satıldı ki, sanki uçtu. Ceza davasından beraat ettim, toplatma kararını da kaldırttım. Şimdi yeniden çıkardım 'Hoy Nare'yi kaset ve CD
olarak. Mahkeme kararlarını da kasetin kapağına koydum."


Yılmaz Güney'in cezaevinden kaçtığı gün
"Yılmaz Güney'le 1969'da Halk Oyuncuları'nda oynarken tanışmıştım. Sonra bir daha karşılaşmadım. Yedeksubaylığım sırasında Eğridir'de askerlik şubesi başkanı oldum. Güney de yarı açık cezaevinde yatıyor. Yılmaz'a puro gönderiyorum, cezaevine. Bir gün bayram izni için İstanbul'a gideceğim. Yılmaz da hafta sonları izinli çıkıyor. Pazar günleri 17.00'de cezaevine dönüyor. Bir de adamı var; Kürt Ahmet. Pazar günü saat 19.00 olmuş. Kürt Ahmet'i çağırıp 'Şu puroları Yılmaz ağabeyine götür' dedim. Kürt Ahmet telaşlıydı. Bana 'Yılmaz Ağabey kaçtı galiba. İki saat önce teslim olması gerekiyordu, hâlâ gelmedi' karşılığını verdi. Otobüsle İstanbul'a geldim. O zamanlar Türk Haberler Ajansı var. Demirtaş Ceyhun da yönetici. Durumu Ceyhun'a aktardım. Ajansın da o sıralar önemli haberlere ihtiyacı var. Bu da bomba gibi patlayacak haber. Ama Demirtaş Ağabey 'Ya Yılmaz daha Türkiye'den çıkmamışsa' diyerek haberi yayınlamadı. Olay üç gün sonra ortaya çıktığındaysa Yılmaz çoktan yurtdışına gitmişti. Bu olaydan sonra, Yılmaz'la da yakınlığım bilindiği için olsa gerek sürgüne gönderildim."

_________________
Hepimiz birer Deniz olmalıyız, çünkü; Türkiye’nin Devrime, Devrimin de Devrimciye ve Denizlere ihtiyacı var
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
 
68 işgalinin 'resmi' türkücüsü
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Photospace'de imza yapımı
» tanrıçalar(mitoloji)
» İğdenin İnsana Ettiği
» Erenin Sevgilisi
» 2 YepYeni PeLiBo Resmi =))

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ATA-GENÇ :: DEVRİMCİ BİLGİLER :: '68 Kuşağı-
Buraya geçin: