ATA-GENÇ


 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 68 Kuşağı nasıl yetişti?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: 68 Kuşağı nasıl yetişti?   Perş. Şub. 21 2008, 14:49

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde - 1
İstanbul Yazıları’nda, bu aydan itibaren, kendi yaşamımdan bazı kesitler vereceğim. Bu yazıların odağında gene İstanbul olacaktır. 1964 yılından başlayarak İstanbul’daki üniversitelerin o günlerdeki durumları, özellikle, üniversite çevresinde kültür etkinlikleri, öğrenci kuruluşları ve bu kuruluşların gerçekleştirdikleri sosyal-kültürel çalışmalar anlatılacaktır. Öğrenci olaylarından kesitler verilecektir.
O yıllarda, 27 Mayıs Devrimi ve 1961 Anayasası ile topluma getirilen geniş özgürlükler kullanılıyor, özellikle üniversiteli gençlik ülke sorunlarıyla ilgileniyor, çözümler öneriyordu. “68 Kuşağı” adı ile anılan o kuşak, yurtseverliğin ve toplum için çalışmanın benzersiz örneği olarak tarihte yerini almıştır. Bugünün gençliği ile 68 gençliğinin karşılaştırabilmesi için günümüz okuyucusuna o günleri biraz anlatmak gerekir. Ancak o zaman 68 Kuşağı’nın başarılarını ve başarısızlıklarını anlayıp doğru değerlendirebilirler. 1964-1971 yılları arasında, üniversite gençliğinin bir çok eylem ve etkinliğine katıldım, bir çoğunu da izledim. Bu nedenle anlatacaklarım, ilk elden bir tanığın anlattıkları olarak değerlendirilmelidir. Yazılanlar belleğimde kalanların bir bölümüdür. O tarihlerde cep ajandalarına tuttuğum kısa notlar belleğimin beni yanılttığı yerlerde bana yardımcı olmuştur.
Kurtarması zor oldu ama, özel arşivimde o günlerden kalma bir çok belge, özellikle el ilânları, bildiriler, bültenler bulunmaktadır. 1971 yılında, 12 Mart Darbesi’nden sonra, bir pazar günü sokağa çıkma yasağı kondu; tüm İstanbul polis ve askerler tarafından ev ev arandı ve birçok kitap, belge götürüldü. Ben elimdeki belgeleri Trabzon Lisesi’nden arkadaşım A.H.İ.nun (sonradan profesör ve dekan) Tepebaşı’ndaki evinin tavan arasına saklamıştım. Gümüşsuyu’nda, öğrenci arkadaşlarla kaldığım evde bu olanak yoktu. O gün evi aramak için bir asteğmen ve yanında bir er geldiler. Evi aradılar. Kendilerine göre suç unsuru olabilecek bir şey bulamadılar ve gittiler. Ama sonradan, bu aramalarda, başka yerlerde, bir hayli kitap ve belgeye el konulup götürüldüğünü gazetelerden okuduk, insanlardan dinledik.
12 Mart günlerindeki o genel aramada, başları derde girmesin diye birçok insan ellerindeki belgeleri ve kitapları yaktılar, yok ettiler. Zaten bu yüzden, günümüzde, o yıllara ait belge bulmakta zorlanıyoruz. Hele 12 Eylül Darbesi’nden sonra Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ni bile kapatıp, Cumhuriyet Halk Fıkrası’ndan o güne kadar parti arşivinde toplanmış belgeleri SEKA’ya gönderip kağıt hamuru yapanlar bu ve benzer eylemleriyle toplumun belleğini tamamen sildiler. Türkiye’yi kurtardıkları iddiasında bulunan bu kişiler ve onlar gibi düşünenler, bugün, tutucu akımların başlarını alıp gitmesini de hayretle karşılamaktadırlar.
Anlatacaklarım, 12 Mart’lara, 12 Eylül’lere adım adım nasıl gelindiğinin de kısa bir hikâyesidir. O günleri yaşayanların anıları tazelenirken günümüz gençlerinin yaşanmış deneyimlerden ders almaları toplumumuzun kazancı olacaktır.



İstanbul Üniversitesi
Tıp Fakültesi’ndeki ilk yılım
(1964-1965)
Liseyi bitirdiğimiz 1964 yılında, daha önce her üniversite ve fakültede ayrı ayrı yapılan üniversite giriş sınavları ilk kez merkezi sistemde, test sınavı olarak gerçekleştirildi. Yalnızca İstanbul Teknik Üniversitesi bu sistemin dışındaydı. Sonra o da sisteme dahil oldu. Merkezi üniversite giriş sınavı 1 ve 2 Temmuz 1964 tarihlerinde, yani iki günde yapıldı. İlk gün yüz sorudan oluşan zekâ ve genel yetenek testi uygulandı. Sonra Türkçe, fen ve edebiyat dallarında sorular soruldu. 1968 olaylarından sonra, öyle sanıyorum ki, zeki gençlerin değil de daha çok derslerde verilen bilgileri ezberleyenlerin üniversiteye girmelerini sağlamak için bu zekâ ve genel yetenek testleri üniversite giriş sınavlarından çıkarıldı. Çünkü zeki gençler, çeşitli isteklerde bulunuyor, eylemler yapıyor ve yönetenlere sorun çıkarıyordu. Oysa, köşe dönme felsefesinin aşılandığı gençler artık ülke sorunlarını değil, nasıl köşeyi dönüp kısa sürede zengin olacaklarını düşünüyorlardı. Ülke sorunları onları ilgilendirmiyordu. İlgililer bunu sağlamakla ne kadar övünseler azdır. Etliye sütlüye karışmayan, sormayan, sorgulamayan, ülke sorunlarıyla ilgilenmeyen, kuzu kuzu dersini çalışan gençler yetişiyor artık. Türkiye’nin geleceğini onlara emanet.
Üniversite giriş sınavı sonuçları listesi 18 Eylül 1964 tarihli Milliyet gazetesinin eki olarak verildi. İlk tercihim olan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanmıştım.
5 Ekim 1964 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldum. Numaram 5489 idi. Kayıt günü Trabzon Lisesi’nden, ortaokul üçüncü sınıftan beri sınıf ve devre arkadaşım Çarşambalı Mevlüt Taşan, fakültede okul numarası benden önce olan Eskişehirli Ali Bozan ve Ünal Yüksel o gün kayıt kuyruğundakilerden anımsadıklarımdır.
Aynı gün okula kaydolanlardan okul numarası benden iki önce, yani 5487 olan Argun Saylam’ı da anmak isterim. Başarılı bir öğrenci olan Argun, fakülteyi bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde cerrahi ihtisası yaptı ve genel cerrahi doçenti oldu. 1970’li yılların sonlarında, yanında eşi ve kızıyla Ankara’dan Bartın yönünde arabayla giderken, bana anlatıldığına göre, yoluna ağaç devirip yolunu kesmişler. Yolu açmak için araçtan inince kurşunlanarak öldürülmüştü. Basında, 18 Haziran 1984 günü yer alan bir habere göre, Doç. Dr. Argun Saylam’ı öldüren 3 kardeşten birine ömür boyu hapis cezası verildi, diğer iki kardeş beraat ettiler. Argun, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Boykot Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu’nda da çalışmıştı. Robert Kolej mezunu idi. İyi bir bilim adamı, çevresinde sevilen bir insandı. Daha çok şeyler başaracak yaşta idi. Yazık oldu.
Beraber kaydolduğumuz öğrencilerden Mevlüt Taşan, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi imtihanını da kazandı ve Tıp Fakültesi’nden kaydını alarak oraya girdi. İnşaat yüksek mühendisi olarak DSİ’de çalıştı. Sonra müteahhit olarak, Aydın yöresinde serbest çalışmayı yeğledi. Gene Trabzon Liswesi’nden sınıf ve devre arkadaşım Ordu-Gülköylü Süleyman Sami Altun da önce Tıp Fakültesine kaydolmuş, sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesini de kazanınca kaydını oraya aldırmıştı.
Ünal Yüksel’in yanında babası vardı. Oğlu’nun Tıp Fakültesi’ni kazanması onu çok memnun etmişti. Ünal da babasının beklentilerini boşa çıkarmadı. Çalışkan bir öğrenciydi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Pediyatri dalında profesör olarak görev yapmaktadır. Ali Bozan Eskişehirlidir. Orada genel cerrah olarak çalıştığını duymuştum.
1964 yılında Türkiye’de üç tıp fakültesi vardı. İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de. Diğer tıp fakülteleri daha sonra açıldı.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri birinci yılda, Fen Fakültesi bünyesinde bulunan kürsülerde “zooloji”, “botanik”, “denel fizik” ve “analitik kimya” derslerini alırlardı. Yabancı dil için muafiyet sınavına girer, başarısız olurlarsa birinci ve ikinci basamak lisan derslerine devam eder, sonunda tekrar imtihana girerlerdi. Benim yabancı dilim Fransızca idi ve bir dönem Fransızca derslerine devam ettim.
Bizim üniversiteye girdiğimiz yıl bazı ilklerin yılıdır. Şöyle ki, merkezi üniversite giriş sınavı ilk kez bize uygulandı. Ama o zaman kurslar vesaire yoktu. Sınavın nasıl yapılacağını bile tam olarak bilmiyorduk. Tıp Fakültesi’nde ise bizim girdiğimiz yıl yeni bir yönetmelik yürürlüğe konmuş, bu yönetmelikle, bazı yeni dersler, örneğin “biyometri”, “biyofizik” gibi, okutulmaya başlandı, staj süreleri uzatıldı. Toplam olarak eğitim süresinin yarısından daha fazla süre sınıfta kalanların kayıtlarının silinmesi maddesi yönetmeliğe eklendi. Daha önce bu kısıtlama yoktu. On yılda, on beş yılda mezun olanlar da vardı.
Tıp Fakültesi, Dişhekimliği Fakültesi, Eczacılık Fakültesi ve Orman Fakültesi öğrencileri ilk iki sömestrede (yarıyıl), Fen Fakültesi bünyesinde FKB (Fizik-Kimya-Botanik) diye adlandırılan dersleri okurlar, ikinci yılda ise kendi fakültelerine geçerlerdi. Bu dersler bizden önceki kuşaklar tarafında PCN (Physik-Chemie-Natursience ya da Naturwissenschaften) olarak adlandırılırdı.

_________________
Hepimiz birer Deniz olmalıyız, çünkü; Türkiye’nin Devrime, Devrimin de Devrimciye ve Denizlere ihtiyacı var
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
 
68 Kuşağı nasıl yetişti?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» turkce slow sarkilara klip cekme teknikleri, Klip Çekme Teknikleri, Klip nasıl çekilir..
» Youtube engeli nasıl kaldırılır
» İyi bir çiğ köfte nasıl yapılır?
» psd nedir nasıl kullanılır? psd hakkında soru cevap?
» Secdeden Nasıl Lezzet Alınır?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ATA-GENÇ :: DEVRİMCİ BİLGİLER :: '68 Kuşağı-
Buraya geçin: