ATA-GENÇ


 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 ONA BİN YIL AZ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 01:17

ONA BİN YIL AZ

Ben bir çocuktum
Oyunlar oynardım
O genç bir delikanlı

Ben çoluk çocuğa karıştım
Saçı sakalı ağarttım
O hala bir delikanlı

Ben yılları göze alamadım
Bir ömür çok geldi
Ona bin yıl az gelir

Ben kendime tutsak
Dosta, düşmana esir kaldım
O hep özgür başı dik

Ben ecelimle bir gün ölürüm
Toprağa karışıp toprak olurum
O öyle DENİZ kalır

_________________
Hepimiz birer Deniz olmalıyız, çünkü; Türkiye’nin Devrime, Devrimin de Devrimciye ve Denizlere ihtiyacı var
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 02:34

buraya sevdiğim bazı şiirleri koyucam umarım beğenirsiniz arkadaşalr

ADI KAYIP

Deniz yok olursa diyor bir çocuk
Balık kaybolursa
Ne derim benden sonraki çocuklara
İnsanlar kaybolurken gözaltılarda
Çöllerde boğulan nehirler
Ey çocuk
Nasıl varır okyanuslara

Adı karanfil ki suçu rengidir
Özgürlük dilinde bir imge
Tutsaklık dilinde bir söylencedir
Karanlıkta bir el koparır dalından
Artık ölüme varmış bir işkencedir

Orman yok olursa diyor bir çocuk
Ağaç kaybolursa
Ne derim benden sonraki çocuklara
İnsanlar kaybolurken gözaltılarda
Dalından koparılan tomurcuk
Ey çocuk
Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara

Adı narçiçeği ki suçu patlamak
Birdenbire güneşe haykırmak
Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak
Karanlıkta bir el koparır dalından
Adı kayıptır artık
Daha meyveye bile durmadan

Aç gözlerini o çığlıklaraı çocuk
Kayıp analarının gözlerine bak
O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu
Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur
Her biri bir depremdir yüreklerde
Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur

Sen ki bir badem dalısın baharda
Yüzünde solgun bir yeşil akşamı
Dalıyor gözlerin bir çağın artıklarına
Kazılardan yeni çıkmış gibisin
Bakışlarında düş fosilleri
Güneşli bir yeşili özler gibisin

İnsanlar kaybedilirken ey çocuk
İnsanlık adına
Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk
Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından
Hangi mavilikler karşılar seni
Kıyılar zincir olmuş bileklerde
Dalgalar yargısız infaz
Al kalemi eline ey çocuk
Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz
adnan yücel
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 02:36

Direnç Çiçeği

Yarım kalan hiçbir yolculuk yok bu yaşamda
Birbirine Karıştırılan hiçbir boyut yok
Onbeş yaş nedir ki
Yılların sözle çizilen anlamında
Ya bir duygu selidir aralıksız
Ya da bir inanç fırtınası yüreğin
Dirence açılan gençlik koylarında

Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına

Toprağa ölüm düştükten sonra Hiroşima’da
Tüm bitkilerden önce yeşeren bir açelya
Şimdi Kadıköy-Rıhtım’da
Neyi çağrıştırıyor sana
Sen söyle ey direnç çiçeği-neyi

Liseli bir kız iken / saçlarında rüzgarlar
Cevizli tekelinde / ellerinde yarınlar
Elleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin

Bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar
Ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar
Henüz dile gelmedi
İstanbul’u ezen suskunluğunda senin

Gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar
Nedense söyleşilerde yalnızca
Beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular
Sense ölüm rengine inat
Tan maviliğince susuyorsun
Yalnızca geçmişin
Gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun
Hani çok çok övmekten korktuğun
O bin renkli açelyanın inançlı sesini
Yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun

Bağrıdaki besteler / yüzündeki ezgiler
Dile gelmez sözlerin / bilinmez ki ne söyler
Dilleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin


Ey ovaların ateş ateş çölleştiği yerde
Toprağın ırmak ırmak yüreklenişi sen
Yarınlara selamını iletsin diye adın
Damarlarına bağlanan yaşamı
Ölümü kucaklarken ellerinle kopardın

Kurtarmak için enginlerin anlamını
Gökyüzünü yere indirdiğinden beri
Ya da silmek için bir damlanın yüzünü
Bir okyanusun kucağına bastığından beri
Ve bıçak sırtı bir dönem uğruna
Bütün zamanı omuzlarına aldığından beri
Adın bir açelyadır artık senin
Koynuna ölüm düşürülen bütün topraklarda
Bir açelya

Askıda falakada / her mevsimde dört açan
Hücrede zindanlarda / güneşsiz ışık saçan
Günleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin

Yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi
Alnının ışıklı yamaçlarında
Yüreğini içmek gerek duymak için
Soluğunu solumak gerek
Her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin
Yaşama gözlerinle dalmak gerek

Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına

Dolar dolar gözlerin / varılmaz ki gizine
Bir damlası bile / dökülmez ki yüzüne
Selleri utandırır
Gözündeki söz senin / içindeki öz senin

ADNAN YÜCEL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 02:38

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

l
Aşksız ve paramparçaydı yaşam
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek
Bir bir çekilirken teslim bayrakları
Göçmelerle taşarken Avrupa yolları
Durdu bir avuç yiğit, bir tutam kır çiçeği
Girdiler zulüm tufanına
Onlar ki bir ayrık otu tarlasında
Bir tutam çiçektiler, bir tutam çiçek
Ve en dayanılmazında tufanların adlarını bile söylemediler
İmgelerin en ulaşılmaz doruğunda ey herşey bitti diyenler
Korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler
Ne kırlarda direnen çiçekler
Ne kentlerde devleşen öfkeler
Henüz elveda demediler
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek
Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim
Bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz

ll
yekpare mermer dediler adlarına
ki her yerleri çamurla sıvanmış
donmuş sanki üstlerinde sesler
türküler bir ıslıkta yarım kalmış
bazen kıyılarda çığlık çığlığa
bazen doruklarda sessiz
karanlığın silinişiydiler oysa
sessizliğin tükenişiydiler
ölüm oruçlarına dalıp gidenler

yekpare mermer dediler adınıza
sularla birlikte aşıp çağları
güneşle birlikte yükseleceğiz
yeni doğumlarla yeni sevinçlerle
zafere dek yürüyeceğiz

öyle yalansız öyle içten
tepeden tırnağa maviydi herşey
kara kapkara kirli bir mavi
hele damatlıklar ve gelinlikler
renklere zulüm bulaştı bir anda
öyle kısır değildi dirençleri
boğulmasın diye çöllerde nehirler
ve bir adım daha atılmasın diye geri
kanlarıyla yıkadılar gelinlikleri
ey herşeye bitti diyenler
bir selamımız var bugünün yarınına
belki yenik belki yorgun
ama umutlu ama soluklu
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler
enginleri savunan yoktu sanki
nehirleri duyan yoktu başka
taşlarla söyleştiniz her sabah
yapraklara sordunuz kendinizi
ve ıslak beton çıplaklığında
karanfiller kopardınız topraktan
her kokuda bir daha
bir daha dirildi vurulanlar
ölüm oruçlarına dalıp gidenler
yekpare mermer dediler adınıza
sularla birlikte aşıp çağları
güneşle birlikte yükseleceğiz
yeni doğumlarla yeni sevinçlerle
zafere dek yürüyeceğiz
öyle yalansız öyle içten
ey bugünden yarınları görenler
yekpare mermer dediler adınıza
kavganın kuraklığında derinleşirken
aşkın sularında sonsuzlaşırken
gecenin karnında gündüzleşirken
ölüm oruçlarında şiirleşirken
ve kuraklığın yetmişbeşinci gününde
bahçeler dolusu çiçekleşirken
ey herşeye bitti diyenler
bir selamımız var bugünün yarınına

belki yenik belki yorgun
ama umutlu ama soluklu
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler

lll
sen ki bilirsin kır çiçeklerini
hangi rüzgar dağıtırsa dağıtsın yeniden çoğalırlar
ve bir gün güneşin suları öptüğü zaman
özgürlük renginde sevgiyle açılırlar
toprağın ilk sancısından beri kaç ihanet gördüler
kaç güzelliği kurban verdiler ne yollar tükendi ne bahçeler
belki yorgun belki yenik belki yaralı
bitmedi daha sürüyor ve sürecek o kavga
gözleri bağlı bir karanlıkta belki susulacak
hiç konuşulmadan yaşam savunulacak
belkide bir zamanlar usta bilinenler
çıraklardan önce adlar, adresler sayacak
kalabalık cehennemi bu yalnızlıkta
yalnızca direnmeler suluyor çiçekleri
yılmayan gözler dikiliyor ufuklara
okuyorlar dayanmanın bitimsiz şiirlerini
yaşayan kimdir gerçekte ölen kim
yaşarken bile tükenenler, yılgın yılgın düşenler mi
yoksa çekilip tarihin burçlarına
bayrak bayrak düşenler mi
işte Deniz, işte Mazlum, işte Fatih
bitmedi daha sürüyor ve sürecek o kavga
belki yenik belki yorgun belki yaralı
bitmedi daha sürüyor ve sürecek o kavga
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan YÜCEL
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 02:45

Vatan Haini
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmihalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

(28.7.962) Nazım Hikmet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 02:46

Bu Vatana Nasıl Kıydılar?
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğin yediniz,
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler,
götürüp kâfire: "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırıl çıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Gün gelir çark düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

(1959 Nazım Hikmet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 02:51

Şeyh Bedreddin Destanı Bölüm 14
14.
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
Nazım Hikmet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 12:51

hepsi çok güzel gerçekten.. paylaşım için sağol..

_________________
Hepimiz birer Deniz olmalıyız, çünkü; Türkiye’nin Devrime, Devrimin de Devrimciye ve Denizlere ihtiyacı var
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 16:32

Okay demiş ki:
hepsi çok güzel gerçekten.. paylaşım için sağol..
beğendiğine sevindim ben buraya sevdiğim şiirleri koymaya devam edrim madem ( yüzsüzlüğünnde bukadarı diyosun ama işte ne yaparsın ben böyleyiim Razz )
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Paz Şub. 17 2008, 17:48

öyle bişey demiyorum, dememde Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Ptsi Şub. 18 2008, 18:05

33 KURŞUN
Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari güvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...
Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yana, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...
2.
Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.
Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!
Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...
Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...
3.
Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...
Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
4.
Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
5.
Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda
Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Perş. Şub. 21 2008, 15:53

ANADOLU
Beşikler vermişim Nuh'a

Salıncaklar, hamaklar,

Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,

Anadoluyum ben,

Tanıyor musun ?

Utanırım,

Utanırım fukaralıktan,

Ele, güne karşı çıplak...

Üşür fidelerim,

Harmanım kesat.

Kardeşliğin, çalışmanın,

Beraberliğin,

Atom güllerinin katmer açtığı,

Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,

Kalmışım bir başıma,

Bir başıma ve uzak.

Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,

Korkunç atlılarıyla parçalamışlar

Nazlı, seher-sabah uykularımı

Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,

Haraç salmışlar üstüme.

Ne Iskender takmışım,

Ne şah ne sultan

Göçüp gitmişler, gölgesiz!

Selam etmişim dostuma

Ve dayatmışım...

Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.

Köroğlu'yu,

Karayılanı,

Meçhul Askeri...

Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.

Sonra kalem yazmaz,

Bir nice sevda...

Bir bilsen,

Onlar beni nasıl severdi.

Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı

Minareden, barikattan,

Selvi dalından,

Ölüme nasıl gülerdi.

Bilmeni mutlak isterim,

Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip...

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne - üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının...

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,

Namuslu, genç ellerinle.

Kızlarım,

Oğullarım var gelecekte,

Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.

Kaç bin yıllık hasretimin koncası,

Gözlerinden,

Gözlerinden öperim,

Bir umudum sende,

Anlıyor musun ?
Ahmet Arif
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
devran

avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 425
Yaş : 27
Nerden : istanbuldan
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   Perş. Şub. 21 2008, 15:54

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu

Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadım,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana

Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,

Dipsiz kuyulara.

Akan yıldıza.

Bir kibrit çöpüne varana.

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

Yitirmiş öpücükleri,

Payı yok, apansız inen akşamdan,

Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,

Seni anlatabilsem seni...

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmet Arif
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ONA BİN YIL AZ   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ONA BİN YIL AZ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ATA-GENÇ :: DEVRİMCİ BİLGİLER :: Devrimci Bilgiler-
Buraya geçin: