ATA-GENÇ


 
AnasayfaPortalTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 30 yıl sonra gençlik ne istiyor ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Okay

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 639
Yaş : 29
Nerden : Samsun
Kayıt tarihi : 24/01/08

MesajKonu: 30 yıl sonra gençlik ne istiyor ?   C.tesi Ocak 26 2008, 02:53

30 yıl önce, 1972'de, 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece, devrimci gençlik hareketinin en önde gelen liderleri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildiler.

O günden bugüne geçen 30 yıllık süre içinde Denizler unutulmak bir yana, giderek daha da hatırlanır oldular. İdamlarının 30. yıldönümüne gelindiğinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının isimleri onurlu bir kuşağın gurur duyulan isimleri haline geldi.

Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu durum ve bunun karşısındaki çaresizlik, Türkiye'yi bu duruma getiren sürece daha en başında direnen devrimci gençlik hareketini ve onun önderlerini daha da değerli kılıyor.

Devrimci Gençlik Ne İstedi? Düşmanı Kimdi?

Denizlerin idamının ne anlama geldiğini bugün Türkiye daha iyi anlıyor.

Devrimci gençlik hareketi o dönemde ne istediğini açıkça belirtmişti: Emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmuş, kendi halkının iradesiyle yönetilen bir Türkiye. Yani "tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye".

Bu devrimciler bu fikirleri savunmaktan ve mücadele etmekten başka bir şeyle suçlanmadıklarına göre idam fetvası verilen de bağımsız Türkiye özlemidir.

İkinci olarak, Denizler amaçlarına ulaşmak için Türkiye'deki siyasal mekanizmadan herhangi bir beklenti içine girmeyerek, tarihsel bir geleneğe yani Kuvayı Milliye geleneğine dayandılar. Güvendikleri toplumsal kuvvet ise parlamentarizm içinde asla özlemine ulaşamayacak olan emekçi halktı.

Yani Denizlerin idam kararı, aslında, Batıcı ve gerici bir siyasal düzeni sürdürme çabasından başka bir şey değildi.

Deniz Gezmiş gençliğin kavgasını "antiemperyalist" kavga olarak adlandırmıştı. Denizler ulusal kurtuluş savaşçıları olarak emperyalistlerin düşmanıdırlar. Devrimci gençlik andında "sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan" diye belirtilen bir bölüm vardır.

İşte bu sefer düşman, sayılarına bakmaksızın ne olursa olsun onları yoketmek gerekliliğini kavramış olarak saldırmıştı. O dönemin devrimci liderlerinin büyük çoğunluğu şehit edildiler. Çünkü bu savaş sadece devrimciler için değil, devrimcilerin ve halkın düşmanı olan emperyalistler için de ölüm kalım savaşıydı.

Köklü Gelenek, Güçlü Halk Desteği

1970'lere girilirken iyice açığa çıkan şey, emperyalistlerin çıkarları ile ezilen ulusların bağımsızlığını birarada muhafaza edebilecek bir dünya sisteminin bulunamayacağıdır. Geçen 30 yıl hem dünya çapında bir krizi derinleştirdi, hem de daha fazla ulusun emperyalistlerin saldırılarına hedef olduğunu gösterdi.

Bu yüzden emperyalistler için her ulusal kurtuluş mücadelesi tehdittir. Hele hele köklü bir geleneğe, güçlü bir halk desteğine sahipse daha da büyük tehdittir.

Türkiye'nin yüzyılın ilk çeyreğindeki bağımsızlık mücadelesinin ne anlama geldiği bilinir. Eğer aynı ülkede milyonlarca insanın dilinde "ikinci kurtuluş savaşı" sloganı duyuluyorsa ve devrimciler emperyalizme karşı mücadelenin gereklerini ölümü göze alarak yerine getireceklerini göstermişlerse, emperyalistler açısından bunun ne anlama geleceği de açıktır.

Bu yüzden Batıcı rejimin Denizlerin idamını bir an önce ilan etmek için ne büyük bir çaba içine girdiğini hatırlamak gerek. O günün parlamenterlerinin yalnızca ülke içindeki bir siyasal hesaplaşmanın, bir intikam arzusunun izinde hareket ettiğini söylemek gerçekleri algılama bozukluğunun bir sonucudur ancak. İdam edilenler ne karşıt siyasetin bürokratları, ne siyasi parti liderleri, ne bakanlar, ne de askerlerdir. Devrimci gençler, ulusal kurtuluş savaşçıları, Atatürk'ün izindekiler idam edilmiştir. Mesaj elbette Batıyadır: Senin yanındayız ve düşmanlarına saldırıyoruz.

Bugün Gençlik Ne İstiyor?

Türkiye'yi bugüne getiren süreç Denizler gibi ulusal kurtuluş mücadelesinde kararlı gençler varken olanaklı değildi. Onlar varoldukça Türkiyeyi emperyalistlere bağlayan ip bir yerde mutlaka kopacaktı. Bu yüzden Türkiye'yi emperyalistlere bağlayan ip Denizlerin boğazına dolandı.

Bugün Türkiye 60'lı yıllarda olduğundan daha fazla emperyalizme bağımlı. Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü ABD ve AB'nin emperyalist çıkarları daha fazla tehdit ediyor.

Bunun yanında ülkenin böyle bir boyunduruktan kurtulabilmesi için mevcut siyasal mekanizmadan beklentiler içine girmek olanaklı değil. Tüm parlamenter yapı olduğu gibi Batının gösterdiği yolda yürümekte kararlı.

İnanılması güç ama arada hiçbir fark yok. O gün Denizlerin mücadele ettiği Batıcı ve gerici rejim neredeyse tamamen aynı kadrolarla devam ediyor yoluna. Denizlerin idamından hemen sonra Türkiye'yi yıllarca yönetmiş ve büyük krizlere sebep olmuş tüm parlamenter yapı olduğu gibi korunuyor. Soluyla sağıyla tek vücut halka karşı duruyorlar.

Denizlerin istediklerinden ve yaptıklarından daha azını istemek için hiçbir neden yok? Daha fazlasını istemek gerekiyor. Çünkü Türkiye, devrimci gençlik hareketinin ve ulusal kurtuluş mücadelesinin boğulduğu ölçüde daha geriye gitti.

Türkiye'yi Ne Hale Getirdiler?

Atatürk'ün yolundan yürümeyen siyasal partilerin hegemonyası giderek güçlendi. Öyle ki Denizlerin idamından bu yana tek bir Atatürkçü iktidar görülemezken, Atatürk düşmanı olduğunu gizlemeyen partilerin koalisyonlarıyla Türkiye yönetildi. Görülmedik derecede gerici yönetimler altında Türkiye büyük karışıklıklara sürüklendi. Binlerce insanın hayatına malolan katliamlara, aydınlarımızın birer birer katledilmesine göz yuman, destek çıkan, kışkırtan iktidarlar Batıya verdikleri tavizleri gericilere verdikleri tavizlerle koruyabildiler. Halkın üstünde büyük bir baskı ve korku rejimi oluşturdular. Gerici odakların desteğini almadan hiçbir parti bir yere kıpırdayamıyor.

Türkiye on yıllardır, halkın en çok %20'sinin desteğini alan partilerin koalisyonlarıyla yönetiliyor. Elbette bu oyu alabilmelerinin de tek sebebi kendi çıkarları doğrultusunda sürekli yeniledikleri seçim sistemleri.

Buna rağmen bugün hiçbir partinin %10'ları aşabilecek bir desteğe sahip olmadığını partilerin kendi yaptırdıkları kamuoyu yoklamaları gösteriyor. Buna rağmen "başka bir alternatif yok" demekte ısrar ediyorlar.

Elbette böylesine bir halk düşmanı rejim halka hiçbir şey vermiyor. Tersine daha Atatürk zamanında inşa edilmiş kamusal alan ortadan kaldırılıyor. Batı sermayesinin hegemonyasında olmaktan başka bir şey ifade etmeyen piyasa düzeni tüm ekonomimizi yıkıyor. Halka yoksulluk getiriyor. Ülkenin geniş köylü kitlesi tarımın tamamen kendi haline bırakılması, yani çökertilmesi ile kentlere göçe zorlanıyor. Ve şimdi kentlerdeki büyük işsizlik dalgası halkı ne yapacağını bilemez halde ortada bırakıyor.

"Paran yoksa öl" diyebilmiş bir piyasa düzeni savunuculuğunun gençliği isyan ettirmesine kimse şaşıramaz. Gençliğin bu düzeni ortadan kaldıracak bir devrim istemesi haktır.

Denizler böyle bir gidişi gördükleri gibi ona karşı mücadele ettikleri için hedef haline geldiler.

Bunun Batı işbirlikçileri açısından ne kadar yerinde bir tespit olduğunu ise Türkiye'nin geldiği yerin bir başka yüzü gösteriyor.

Düzeni halka ve Türkiye'nin bağımsızlığına karşı daha yıkıcı olmamakla eleştiren, piyasacılığın ve Batıcılığın meşruluğunu gözeten bir komprador sol anlayış, neden iktidarın "başka bir alternatif yok" diyebildiğini açıklıyor.

Denizlerin her türden oportünizme, revizyonizme ve Batı uşaklığına karşı aldığı net tavrı ortadan kaldırılınca meydan böylelerine kalıyordu.

İşte şimdi de bunlar yeniden "faşizm geliyor" korkutmacalarıyla halktan daha fazla taviz, Batıdan daha fazla hamilik beklemiyorlar mı? Türkiye'nin Batı karşısında bağımsız kalmayı isteyen ulusal kuvvetlerine karşı "sivil" parlamentarizm destekçiliği yapmıyorlar mı?

Devrimci gençlik varken böyle bir düzen de, böyle bir solculuk da mümkün değildir. Herkes bunu tecrübeleriyle biliyor.

Halk Denizleri Neden Benimsedi?

Siyasal düzenin halkın güvenini kazanamadığı ölçüde Denizler de halk tarafından benimsenmiştir. Aradan geçen 30 yıla rağmen ne unutturulabilmişler, ne olumsuz bir örnek haline getirilebilmişler, ne de ulusal kurtuluş davalarından koparılarak "eşkıya" haline sokulabilmişlerdir. Halkın gözünde tek ve devrimci bir gençlik görüntüsü Denizler ile vardır.

Denizler ne şekilde halktan koparılmaya çalışılırsa çalışılsın bu mümkün olmamıştır. Durdukları yer doğrudur çünkü. Onlar parlamentarizmin demokrasi aldatmacalarına kanmamışlar, halkın sisteme olan inançsızlığının açık, net sözcüleri olmuşlardır.

Deniz'i bir efsane haline getiren olaylardan biri, yakalandığında dönemin İçişleri Bakanı kendisini aşağılamak isterken ona verdiği cevaptır. Bakan "Bu pejmürde kılıklı adam mı halk kurtuluş ordusunun komutanı?" dediğinde Deniz başı dik "Ordu muhtırayı verince sizin ne olduğunuzu da gördük" diyerek cevap verir.

Türk halkını temsil etme yeteneği olmayan, ondan olmayan, Batılı ve halk düşmanı bir parlamenter gelenek 27 Mayıs'tan sonra bu sefer elleri kelepçeli devrimci bir gencin bu sözleri altında ezilecektir.

Denizleri o parlamentarizmden ayıran ne varsa halk bugün ona sahip çıkıyor ve Denizler bu yüzden dimdik ayakta hatırlanıyor.

Devrimci Gençlik Olmak

Bunun yanında bugün halkın çoğunluğunun da gençliğe yönelik bir beklenti içinde olduğunu söylemek gerekli. Siyasal rejim ciddi bir krizde, ancak bunun dışına çıkmak için tüm yollar kapalı gözüküyor. Mevcut siyasal rejim dışında halkın en güvendiği kurum olarak ordu ortaya çıkıyor. Ancak tek başına ordunun halkın beklentilerini yansıtabilmesi mümkün gözükmüyor. Ayrıca halkın kendi bağımsız örgütlerinin olmadığı koşullarda mevcut siyasal mekanizmaya yönelik her müdahale çıkmazları daha da arttırmaktan başka bir şeye yaramıyor.

Gençlik bu yüzden kendini siyasetin zincirlerinden kurtardığı oranda halkın umudu olmaya devam ediyor. Devrimci gençlik hareketinin 50 yıla uzanan tarihi siyasal mekanizmanın halkçı eleştirisinde gençliğin kuvvetli bir unsur olduğunu gösterdi. Bu gerçek belleklerden henüz kazınabilmiş değil ve bu yüzden gençliğin attığı her adım coşkuyla karşılanıyor.

Gençliğin isteği, her şeyden önce bu beklentiye cevap verebilmek. Halkın istediği gençlik olmak. Devrimci gençlik olmak.

Halkın gençlikten beklentileri gençliğin de bugün ne istediğini belirliyor? Sermayenin ve emperyalistlerin çıkarlarından arındırılmış halkçı ve bağımsız bir Türkiye.

Gençliğin ne istemediği de ortada: Bugünkü siyasal yapının, düzenin devamı. Gençlik kesinlikle mevcut parlamenter yapıyla Türkiye'nin güzel bir geleceğe yönelmediğini görüyor. O günlerde halkın Denizleri benimsemesine temel olan "düzen karşıtlığı" bugün de Türk gençliğiyle halkın arasında bağların kurulmasını sağlıyor.

Halk İttifakı ve Gençlik

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan da zaten böyle bağların kurulması. Şimdiki Batıcı ve gerici siyasal rejimin değiştirilmesinin yolu onun karşısında yer alan tüm ulusal kuvvetlerin yeralacağı bir devrimle mümkün.

Siyasal rejimin tamamen dışına sürülmüş emekçi halkın, aydınların, gençliğin ve rejimin her şeyin günah keçisi olarak ilan ettiği ordunun arasında sağlıklı bağların kurulması gerekli.

Bugün mevcut siyasal rejim ve destekçileri tarafından bunların hepsine karşı bir karalama kampanyası yürütülmekte. Emekçiler ve kamusal alan, ekonomik krizin sebebi olarak gösterilmekte ve IMF reçeteleri, Amerika'nın memurlarının yönetimi doğrultusunda tüm fatura emekçi halka çıkarılmaktadır. Siyasette emekçilerin ağırlığını hissettirebilecek her türlü çaba popülizm olarak suçlanmakta, zaten baskılarla iyice güdükleştirilmiş emekçi örgütlenmesi ve mücadelesi yıllardır hedef gösterilmektedir.

Türkiye'nin aydınlarına karşı da özellikle medya tarafından yürütülen bir savaş açılmıştır. Ülkenin bağımsızlığını savunmak, AB süreci içerisinde Türkiye'yi bekleyen tehditlerden bahsetmek "Sevr paronayası" yapmakla suçlanmaktadır. Oysa bu şekilde aydınlarımıza saldıranların zaten Sevr gibi bir derdi hiç olmamıştır. Açıkça ülkenin bölünmesinin ve bağımsızlığını ABD ve Avrupa çıkarları doğultusunda terk edilmesinin propagandası yapılmaktadır.

Aydınlar 80'li yılların başından beri özellikle artan baskıların yanısıra ordunun özellikle 28 Şubat süreci ile birlikte gericiliğe ve siyasal partilerin gericilere verdikleri tavizlere karşı durduğu zamandan beri ciddi bir saldırı altındadır. Buna ek olarak ordunun AB süreci içinde çekincelerini ortaya koyması, ekonomik krizde siyasal partileri suçlaması giderek daha fazla saldırıların hedefi olmasına yol açmıştır. Bağımsızlığı savunan aydınlarımıza yönelik saldırıların benzerleri orduya karşı da yöneltilmiştir. Son olarak ordunun 90'lı yılların başından beri, siyasal rejimin ve liberal çevrelerin aksine Irak konusunda toprak bütünlüğünün korunması doğrultusundaki tavrı da, Türkiye'nin toprak bütünlüğü konusunda en ufak bir derdi olmayan siyasal partilerin ve düzen savunucularının tepkisini toplamıştır.

Bu yüzden Batıcı ve gerici rejimin kendisine sorun çıkaracağını düşündüğü tüm kuvvetlere yönelik saldırıları şiddetle artarken kendi mezarını da kazmakta olduğunu söylemek gerek.

Devrimci gençliğe yönelik saldırıların Cumhuriyet'in bağımsız ve devrimci rejimini ayakta tutmaya çalışan böyle bir halk ittifakını ortadan kaldırmak için yapıldığı unutulmamalı.

Gençlik halkın devrimci örgütlenmesinde her zaman önemli görevler üstlenecektir. Gençlik bu örgütlenmenin bir parçası değil en militan örgütleyicisidir.

İdeolojik olarak da gençlik siyasal rejimle her türlü bağları kopararak halkın desteğini kazanma mücadelesinin kararlı savunucusu olacaktır. Gençlik Atatürk'ün, Türkiye'nin bağımsızlığı ve halkın iradesiyle yönetilmesi fikrinden kopmayacaktır.

Devrimciler Ölür, Devrimler Durmaz Sürer

Dev-Genç Marşı'nın iki dizesinde açıklanmıştır durum: "Devrimciler Ölür/Devrimler Durmaz Sürer". Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan devraldıkları bir bayrağı en onurlu biçimde geleceğe devretmek için idam sehpasına yürürlerken bugün Türkiye'de halkın en çok ihtiyacı olan şeyi onlara vermiş oldular.

Devrimci gençler kısa yaşamları içinde Türk halkının zekasını, çalışkanlığını ve ahlakını en yüce bir şekilde kanıtlamış oldular.

Bugün Türk halkı tarihinde görmediği kadar aşağılanmaktadır. Emperyalistlerin saldırganlığı görülmemiş boyutlardadır. Türkiye toprakları da bu saldırganlığın hedefleri arasındadır. Sömürgecilik saldırısı, onlara hizmet eden komprador sistem görülmedik derecede aşağılıktır.

Böyle bir durumda gençlere, devrimci gençlere ihtiyaç vardır. Kimse gençliksiz bir yere kıpırdayamaz. Ülke onlara emanet edilmiştir.

Bu koşullarda Denizlerden farklı düşünmek için neden var mı? Denizlerden farklı yaşamak için neden var mı?

Gençlik devrim istiyor!

Ya istiklal ya ölüm! Tek yol devrim!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ata-genc.forum2.biz
 
30 yıl sonra gençlik ne istiyor ?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Parfüm Kullandıktan Sonra, Makyajlı ve Ojeli Olarak Namaz
» gençkız rüyası...
» MESLEK SEÇİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
» Kılıçarslan`da Halk Eğitim Kursu Sonunda Kuaför Olan Gençler
» Kolay taşınmanın püf noktaları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ATA-GENÇ :: DEVRİMCİ BİLGİLER :: Devrimci Bilgiler-
Buraya geçin: